F A T İ H T E Z C E

Yükleniyor

M.AKİF İNAN’IN EDEBİYAT VE MEDENİYET ÜZERİNE KİTABI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: 1299 RUHU

blog__img

Akif İnan’a göre ırki özelliklerimiz bizi İslam’a yakınlaştırdı. Türklük İslam’la zenginleşti. Tanzimat’la aslında bunu önlemek istediler. Biz Batı medeniyetinizden değiliz. Teknik ayrı, medeniyet ayrıdır. Tekniği ileri olabilir ancak ahlak Batı’da geridir.

Medeniyet sadece uzaya çıkmak değildir, biraz da eve sağ ayakla ve ayakkabısız girebilmektir. Bizim tarihi ve edebi bakış açımız –Tanzimat’tan bu yana süren türlü taarruzlara rağmen- bugün devam etmektedir. Sanat gelenekten beslenmelidir. Çağın ruhuna uygun milli yaklaşımlarımız, Tanzimat’tan bu yana devlet eliyle yürütülen yabancılaşmaya bir reddiyedir. Sanatçı köklerine bağlı kalmalıdır.

Biz, 17.yüzyıla kadar şaşaalı millettik. Ancak bu ilerleme ve ferahlık bir süre sonra gerçekleri görmememizi engelledi ve Batı’nın gerisinde kaldık. Çare, yeni bir düzendi. Ancak yanlış reçeteyi tercih ettik. Tanzimat’la başlayan Batılılaşmayı biz yanlış anladık. Bayrak düştüğü yerden kalkacak. Çare yine biziz; çare 1299 ruhudur.

Bugün neden sanat ilgi görmüyor diye soruyorlar. Bunun iki cevabı var: Birincisi okuyucunun suçlanması ve okuyucunun yazarın gerisinde kaldığı düşüncesidir. İkincisi de sanatçımız halktan kopmuştur. İkisini de kabul edebilir, her ikisini de reddedebiliriz. Ancak çözüm bu değildir. Sanatçı halktan kopmadan okuyucusunu bilgilendirmeli ve böylece de okuyucu yazarın ardında kalmamalıdır. Kastettiğimiz ruh budur.

Tanzimat Edebiyatı, Divan Edebiyatını yüksek zümre edebiyatı olarak görmüş ve kendini yanlış yerde konumlandırmıştır. Birinci düğme yanlış iliklenmiştir. Halkın değeri görmezden gelinmiştir. İşte bugün sanatımız ve sanatçımız yeni bir sanat anlayışı değil köklerden geleceğe köprü olan Halk Edebiyatı ve Divan Edebiyatını günümüzde yeniden yorumlamalıdır.

17. Yüzyıl hem zirvedir hem de gerilemenin başlangıcıdır. Yüz milyona yaklaşan; bunun yalnızca on üç milyonu Türk olan ve resmi dili Türkçe olan Osmanlı İmparatorluğunda Divan şiiri bu dönemde hala zirvedir.

Tanzimat Edebiyatında görüyoruz ki hem devlet adamı hem şair olunabiliyor. Hatta şairlik biraz daha öne çıkmış görünüyor. Buradan hareketle sözün, dilin ve şiirin siyasete yön verebilir oluşunu sevinçle kabul ediyoruz.  Günümüz siyasetinde bazı devlet adamlarının şair olduklarını ya da şiire merak duyduklarını biliyoruz. Tanzimat’ta da böyledir. Eski başbakanlardan Bülent Ecevit çok iyi bir şairdir. Yine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Siirt’te okuduğu bir şiir yüzünden hapse girmiştir.

Tanzimat kötü bir Batı taklitçiliğinden ileriye geçememiştir. Tanzimat aslımızı inkâr, kendimizi küçük görmedir. Ancak Edebiyatı böyle değildir. Belki edebiyatı da böyle olsun istendi ancak dönemin şair ve yazarları aslından kopamadı. Tanzimat genellikle batılılaşma üzerine kurulmuştur. Tanzimat Edebiyatı ise ancak yirmi yol sonra ürün vermeye başladı. Tanzimat Edebiyatı eski dedikleri Divan Edebiyatı’nın gölgesinde kalmıştır. Ziya Paşa ve Namık Kemal, Divan Edebiyatı’nı tam olarak terk edemezken, Şinasi Batılılaşmış bir Tanzimat Edebiyatı’nın savunucusudur.

Her ne kadar Tanzimat Dönemi, sosyal ve siyasal bir alan olarak tanımlansa da kanaatimiz odur ki aslında edebiyatıyla da dilimizi bozmaya yönelik korsan bir harekettir. Fecr-i Ati, Serveti Fünun gibi edebi akımlar gibi Tanzimat da sırtını tamamen batıya yaslamıştır. Buna karşı çıkan Milli Edebiyat -Cumhuriyet Dönemi sonrasında bile-  pek taraftar bulamamıştır. Günümüze geldiğimizde ise bir uyanış vardır. Bu uyanışı görüyoruz ve bu uyanışı mutlulukla takip ediyoruz.

Günümüzde yerel dergiciliği de şahsen ben bu açıdan önemsiyorum. Her şehir bir kaledir ve her şehrin kendi edebi yayınları olmalıdır. Bizim kalemiz sağlamdır ve kalemizi asla terk etmiyoruz…

 

Fatih TEZCE

25 Nisan 2026 Bafra

Sosyal Paylaşım